Bilim ve Teknoloji / Biyoloji / İnsan Klonlama

İnsan Klonlama

İnsan klonlama, bilim tarihinin en çok tartışılan konularından biri olmayı başarmıştır. Bazı bilim insanları inasn klonlamanın insanlık için büyük bir gelişme olduğunu ileri sürerken, diğerleri ise bu çalışmaları etik açıdan yanlış olarak görüp engellenmesi gerektiğini düşünüyor. Klonlama karşıtlarının çalışmaları ile başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bir çok ülke, sınırları içerisinde insan klonlama ile ilgili çalışmaların yapılmasını yasakladı. Diğer yandan klonlamanın geleceğimizin kaçınılmaz bir parçadı olacağını düşünen bilim isanları ise, yapılan yasaklamaların bilimi yavaşlatmaktan başka bir etkisnin olmayacağını savunarak, her ne pahasına olursa olsun bu çalışmaların devam ettirilmesi gerektiğini düşünüyor. Günümzde bu tartışma bilim dünyasının gündeminde hala ciddi bir yer işgal ediyor. Bir çok bilimsel kuruluş, klonlama özellikle de insan klonlama çalışmalarının etik açıdan yanlış olduğu konusunda karara varmış durumda ve kendi bünyelerinde bu çalışmaların yapılmasına izin vermiyor. Fakat insan oğlunun bitmez tükenmez merak duygusunu engellemek kolay değil. Maddi destek toplamayı başaran bazı bilim insanları izinli yada izinsiz bu çalışmaları sürdürüyor.

Klonlama Nedir

Klonlanmış canlı aslında çok yabancı olduğumuz bir olgu değil. Tek yumurta ikizi olarak adlandırılan ikiz çeşidi (duruma göre üçüz ve dördüz de olabilir) aslında birbirlerinin doğal yoldan klonlanmış halleridir. Anne rahminde bir zigot bölünmesinin ilk aşamalarında her hangi bir nedenle iki ayrı hücre oluşturursa, aynı DNA’ya sahip iki ayrı canlı dünyaya gelir ve dünyaya gelen bu iki canlı birbirinin genetik kopyası yani klonlanmış halidir. Normal doğumların yaklaşık %1.3 ‘ünde bu olaya rastlanır.

Yapay klonlama ise dünyaya gelecek canlının genetik özelliklerinin (DNA’sının) dışarıdan müdahale ile kendi türünden başka bir canlının DNA’sı ile aynı olmasının sağlanmasıdır. Daha detaylı anlatacak olursak; Normalde insanlar eşeyli üreme sonucunda dünyaya gelir. Eşeyli üremede anne ve babanın üreme hücrelerindeki DNA’lar birleşerek yeni ve kendisine has özellikler taşıyan bir DNA oluştururlar. Yani oluşan yeni birey bazı ufak benzerlikler dışında anne ve babanınkinden bağımsız bir genetik yapıya sahip olur. Klonlama sonucunda ise eşeyli üreyen canlı bir nevi eşeysiz üreme gerçekleştirmiş olur. Yani oluşacak birey sadece annenin yada sadece babanın DNA’sını taşır. Bu nedenle oluşan birey, DNA’sı kullanılan bireyle aynı genetik özelliklere sahip olur, yani yeni birey anne yada babanın kendisinden küçük bir tek yumurta ikizi olarak dünyaya gelir ve normal tek yumurta ikizlerinde olduğu gibi dış görünüşleri birebir aynıdır.

Klonlama Nasıl Yapılıyor

Klonlama için en çok kullanılan yönteme “çekirdek transferi yöntemi” adı verilir. Bu yöntemde ilk olarak bir canlıdan yumurta hücresi alınır ve çekirdeği çıkartılır, daha sonra ise yine aynı canlıdan yada aynı türdeki başka bir canlıdan alınan her hangi bir vücut hücresinin çekirdeği laboratuvar ortamında bu yumurta hücresine nakledilir. Naklin başarılı olması durumunda oluşan bu yeni hücreye hafif bir elektrik şoku uygulanarak bölünmeye zorlanır. Bir kez  bölünen hücre bölünmeye devam eder bu aşamadan sonra anne rahmine yerleştirilen embriyonun doğması beklenir. Sonuçta genetik bilgiler yani DNA çekirdekte saklandığı için doğan yeni birey, hücre çekirdeği  kullanılan bireyle aynı genetik özelliklere sahip olur. Teoride basit gibi görülen bu yöntem pratikte çok büyük zorluklar çıkartmaktadır. Başarı yüzdesi çok düşük olan bu yöntem sonucunda doğan bireyde bir çok sağlık sorunu ile karşılaşılmaktadır. Klonlama için kullanılan “partenogenez” gibi diğer yöntemlerin hiçbiri ile canlı bir bireyin dünyaya gelmesi sağlanılamamıştır. Diğer yöntemlerle canlı bir birey oluşması teorik olarak ta pek mümkün görünmüyor.

Kolanlanan İlk Canlı

Klonlama sonucunda dünyaya gelen ilk canlı Ian Wilmut ve ekibinin çalışmaları sonucunda 1997’de klonlanan “Dolly” adlı koyundur. Bu koyunun klonlanmasında çekirdek transferi yönteminden yararlanılmıştır. Deneyde kullanılan 277 yumurta hücresinden  yalnızca 29 tanesi bölünme aşamasını tamamlayabildi ve bu yumurtalar farklı koyunların rahimlerine yerleştirildi. Koyunlardan 13 tanesi gebe kaldı. Sonuçta ise bir tek başarılı doğum gerçekleşti. Dünyaya gelen bu koyuna Dolly adı verildi. İşte klonlama tartışmaları da bu noktada alevlendi. Dolly’nin doğumunu klonlamada bir milat olarak gören bazı bilim adamlarının insan klonlama çalımlarına başladıklarını açıklamaları üzerine. Klonlama karşıtları da karşı çalışmalara başlayarak klonlama çalışmaları aleyhinde ciddi yaptırımlar getirilmesini sağladılar.

Tüm bu engellemelere rağmen 26 Kasım 2001’de Advanced Cell Technology (ACT) adlı firmadan ilk klonlanmış  insan embriyosu haberi geldi. ACT’nin yaptığı açıklamaya göre, yapılan deneyde toplam 19 yumurta hücresi kullanıldı ve hücrelerden sadece 3 tanesi bölünme aşamasına gelebildi. Bu üç hücreden 2’si 4 , 1’i de 6 hücre oluşturduktan sonra öldü. İnsan klonlama konusunda yapılan bu ilk resmi açıklama büyük ses getirdi. Fakat bir insan embriyosundaki genler ancak 4-8 hücre  oluşturduktan sonra kendisini göstermeye başlıyor. Başta ACT olmak üzere klonlama yaptığını duyuran hiç bir firmanın henüz 8 hücreden büyük bir embriyo elde edememiş olması, bazı bilim adamlarına göre insan klonlama çalışmalarının henüz başarıya ulaşılamadığını gösteriyor.

Neden İnsan Klonlamak İstiyoruz

Klonlama çalışmaları yapan ve yapmaya devam eden bilim adamlarının çoğu bu çalışmaları yeni bir birey dünyaya getirmek için değil de sadece tedavi amaçlı kullanılacak kök hücreleri üretmek için sürdürdüklerini belirtiyorlar. Tedavi amaçlı klonlama  çalışmalarda amaç klonlama sonucunda kök hücre elde etmek. İlk hücre bölünmesinden yaklaşık 5 gün sonra yani embriyonun yaklaşık 100 hücre oluşturacak kadar bölünmesi ile oluşan ve başkalaşarak 200 değişik vücut hücresine dönüşebilen bu hücrelere kök hücre adı verilir. Bu hücrelerin bir kısmı organları bir kısmı ise kan, saç, tırnak ve deri gibi vücut bölümlerini oluştururlar. Klonlama ile kök hücre elde etmeyi planlayan bilim adamları bu kök hücreler yardımı ile bir çok hastalığa çözüm bulunacağını ve ilerleyeb dönemlerde yine bu hücreler yardımı ile organ üretimi ve nakli yapılabileceğini iddia ediyorlar. Fakat burada göz ardı edilmemesi gereken şey, kök hücre elde etmek için embriyonun öldürülmesi gerektiği gerçeğidir, bir canlının hayatını kurtarmak yada sağlık sorununu gidermek için başka bir canlının hayatına son vermenin ne kadar ahlaki olduğu tartışma konusudur.

Klonlama konusunda içine düşülen en büyük yanlış doğacak canlının klonlanan canlı ile aynı kişi olacağının sanılmasıdır. Bu ciddi bir yanılgıdır. Klonlama yöntemi sonucunda dünyaya gelen canlı sadece fiziksel görünüş olarak genleri kullanılan canlıya benzer ve bu benzerlik yukarıda da anlattığımız gibi doğal bir klonlama şekli olan tek yumurta ikizliğinde görülen benzerliktir. Yani doğan yeni  birey ile genleri kullanılan birey tek yumurta ikizlerinde de olduğu gibi düşünce yapısı ve kişik olarak tamamen farklı bir bireydir. Fakat klonlanan canlının genlerinde gizli olan genetik hastalıklar ve diğer bazı genetik faktörler aynı şekilde doğacak yeni bireye aktarılmış olur. Bu da klonlama karşıtlarının etik açıdan tepki gösterdiği noktalardan biridir.

Etik Açıdan İnsan Klonlama

Klonlama tedavi amaçlı olarak düşünüldüğünde insanda iyi izlenimler bıraksa da işe insan ve insanın içinde taşıdığı hırslar işin içine girdiğinde çok tehlikeli boyutlara ulaşabilir. Örneğin bir canlının bazı organları (kalp,ciğer gibi) hasar gördüğünde başka bir canlının organı o canlıya nakledilemez. DNA’lar uyuşmadığı için organı hasar gören canlının antikor sistemi bu organı kabul etmez ve dolayısıyla bu tür vakalarda sonuç ölümdür. Fakat organı hasar gören canlının herhangi bir hücresi kullanılarak yapılan klonlama sonucunda dünyaya gelecek bebeğin DNA’sı organı zarar görmüş olan canlı ile uyum gösterir ve organ nakli gerçekleşebilir. İşte bu noktada insanın içindeki para hırsı göz önüne alındığında, ödenen para karşılığında bir çok hasta insanın klonlarının sadece organları alınmak için dünyaya getirilebileceği tehdidi ortaya çıkıyor. Klonlama sonucunda doğan ve organı alınan canlı doğal olarak ölürken, organı hasarlı olan birey parası sayesinde bir süre daha yaşayabilir. Böylesi bir olayın etik açıdan yanlışlığı açıkca ortadadır.

Ne kadar yasa çıkarsa çıksın yada ne kadar önlem alınırsa alınsın klonlamanın ticari amaçla kullanımının önüne tam olarak geçebilmek pek mümkün görünmüyor. Günümüzde de bir çok böbrek kaçak yollardan satılmaktadır. Fakat hiçbir kanun yada yasa bu olayı tam olarak ortadan kaldıramamıştır. İşte klonlamanın düşünülmesi gereken ve asla göz ardı edilemeyecek bir yüzü de budur. Bu ve benzeri düşüncelerle yola çıkan bir çok bilim insanı ve bilim kuruluşu insan klonlama çalışmalarının kesinlikle durdurulması gerektiğini savunmaktadır. Ve yine aynı duyarlılık ile yaklaşan bir çok gelişmiş ülke, kendi sınırları içerisinde her türlü klonlama çalışmasını yasaklamıştır. Bu tartışma daha çok uzayacağa benzer, etik değerleri ön plana çıkaran bilim insanları mı yoksa “insan klonlama kaçınılmaz bilimsel gelecektir” diyen bilim insanları galip gelecek, bunu zaman gösterecek.

Bu makale, ilk olarak 5 Nisan 2002 tarihinde sitemizde yayımlanmıştır. 2018 yılında güncel veriler ışığında yeniden kaleme alınan makale, bilimsel keşif ve gelişmeler ışığında düzenli olarak güncellenmektedir.
Son Güncelleme: 17.04.2018

Tarih: 05-04-2002
www.bilimveteknoloji.com

Hakkında Sem Vural

BilimveTeknoloji.com 'un kurucularından. 2001 yılından beri astronomi ve teorik fizik başta olmak üzere, bir çok konuda popüler bilim makaleleri yazıyor.

İlginizi Çekebilir

Mars Projesi

Yıllar boyu bilim damlarının gözdesi olmayı başaran o muhteşem “kızıl gezegen”, Mars. Bir çok UFO …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir