İçeriğe geç

2001'den beri bilim ve teknoloji haberleri, makaleler

Verileri kendi başına DNA'ya yazan mikrofabrika: İsviçre'de saatçilik arşivi çelik kapsüllere kapatıldı

Teknoloji Haber 9 dk okuma
Verileri kendi başına DNA'ya yazan mikrofabrika: İsviçre'de saatçilik arşivi çelik kapsüllere kapatıldı

Cenevre Üniversitesi ve HE-Arc'ın yer aldığı AB destekli DNAMIC projesi, dijital dosyaları sentetik DNA'ya kodlayıp yazan otonom bir mikrofabrika geliştirdi. Sistem Saint-Imier'de bir saatçilik arşivini DNA'ya aktarıp enerji harcamadan saklayan paslanmaz çelik kapsüllere kapattı. Sonuçlar henüz hakemli bir makalede yayımlanmadı; arşivin boyutu, hız ve maliyet açıklanmadı.

İsviçre'nin Jura dağlarındaki saatçilik kasabası Saint-Imier'de, bölgenin yüz yılı aşkın sanayi geçmişini taşıyan bir arşiv, sabit diske ya da manyetik banda değil, sentetik DNA moleküllerine yazıldı. İşi bir laboratuvar ekibi değil, dijital dosyayı kendi başına DNA'ya dönüştürmek için tasarlanmış küçük, modüler bir "mikrofabrika" yaptı. Cenevre Üniversitesi (UNIGE) 5 Kasım 2026'da duyurduğu sistemin adı DNAMIC: İngilizce "otonom arşivleme için DNA mikrofabrikası" ifadesinin kısaltması. Avrupa Birliği'nin EIC Pathfinder programından destek alan proje, DNA'da veri saklamayı uzman biyoloji laboratuvarlarından çıkarıp sıradan bir arşivin kullanabileceği bir cihaza dönüştürmeyi hedefliyor. Şimdilik elde hakemli bir bilimsel makale yok; ayrıntıların büyük kısmı üniversitenin açıklamasına ve proje kayıtlarına dayanıyor.

Saatçilik arşivi DNA'ya yazıldı

Deneme, İsviçre'nin batısındaki uygulamalı bilimler üniversitesi HE-Arc'ın Saint-Imier kampüsünde yapıldı. DNA'ya aktarılan malzeme, Jura ekonomik arşivleri ve araştırmaları merkezi CEJARE'nin sakladığı saatçilik mirası arşivinden geliyor. CEJARE, bölgedeki saat firmalarının belgelerini koruyan bir kurum; Saint-Imier ise Longines gibi markalarla özdeşleşmiş bir sanayi kasabası. Arşivleme yazılımını UNIGE geliştirdi: Dosyalar, uluslararası arşiv standardı OAIS'e (ISO 14721) uygun paketler hâlinde hazırlanıyor ve bir bağlayıcı yazılım bu paketleri mikrofabrikanın modüllerine aktarıyor.

HE-Arc Mühendislik'ten Prof. Jérôme Charmet, saatçilik arşivinin seçilmesini bir saygı duruşu olarak anlatıyor: HE-Arc'ta daha önce geliştirilen ilk "mikrofabrika" de saat parçası üretmek için tasarlanmıştı. Üniversite açıklamasında DNA'ya yazılan arşivin kaç megabayt olduğu, kaç DNA zinciri üretildiği ve verinin geri okunup doğrulanıp doğrulanmadığı belirtilmiyor.

Yeşil ormanlı Jura dağlarının eteğinde, kırmızı kiremit çatılı evleri ve sivri kuleli kilisesiyle Saint-Imier kasabasının yukarıdan görünümü
Bern kantonundaki saatçilik kasabası Saint-Imier, Mont Soleil'den görünüm (Nisan 2012). DNAMIC'in denendiği HE-Arc kampüsü ve CEJARE arşivi bu kasabada. Fotoğraf: Green slash / Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0

Mikrofabrika nasıl çalışıyor?

Bilgisayardaki her dosya sonuçta sıfır ve birlerden oluşuyor. DNA'nın alfabesi ise dört harfli: adenin, timin, guanin ve sitozin, yani A, T, G ve C. Sistem önce ikili kodu bu dört harfe çeviriyor. Çeviri birebir yapılmıyor; örneğin aynı harfin uzun tekrarları gibi sentezi ve okumayı zorlaştıran diziler kaçınılıyor, araya hata düzeltme bilgisi ekleniyor. Üniversiteye göre yalnızca bu kodlama adımı birkaç saat sürebiliyor. Ardından harf dizisi, sentez modülünde gerçek DNA zincirlerine yazılıyor. Projenin sitesine göre bu modül, ışığın her noktada hangi harfin ekleneceğini seçtiği fotolitografik sentezi temel alıyor; yöntem, bilgisayar çipi üretimindeki ışıkla desen aktarmaya benziyor ve milyonlarca noktada aynı anda çalışabiliyor.

Bu tercihin bir bedeli var. UNIGE ekibinden Michael Kharroubi'nin 2026'da bir çalıştayda sunduğu özete göre ilk denemeler ticari silikon çip sentezle yapıldı. Fotolitografik yöntem gigabayt ölçeğine ve daha düşük maliyete daha uygun, ancak ürettiği zincirler daha kısa ve hata oranı belirgin biçimde yüksek; çipin farklı noktalarındaki hata düzeyi de değişebiliyor. Ekip bu yüzden dosyaları bağımsız çözülebilen bloklara bölen, çok basamaklı bir hata düzeltme yöntemi ve okunan parçaları benzerliklerine göre gruplayan hızlı bir kümeleme algoritması geliştirdi. Proje ortaklarının hakem değerlendirmesinden geçmemiş bir ön baskısı da DNA'yı çoğaltan PCR adımını robotlaştırıyor: Kapalı pipet uçları, sıcaklığı sabit tek bir yağ banyosuna tekrar tekrar daldırılarak klasik termal döngü cihazına gerek bırakılmıyor.

Yazılan DNA son adımda küçük paslanmaz çelik kapsüllere kapatılıyor. UNIGE bilgi sistemleri biriminden Hugues Cazeaux'nun anlatımına göre kapsül, DNA'nın en büyük düşmanları olan oksijen, ışık, nem ve ısıyı dışarıda tutuyor. Kapsül rafta beklerken hiç enerji harcamıyor; soğutma, yedekleme ya da düzenli kopyalama gerektirmiyor. Veriyi geri almak için DNA'nın bir dizileme cihazında okunması ve kodun çözülmesi gerekiyor. Bu adımlar projenin hedefleri arasında, ancak Saint-Imier denemesinde hangi dizileme teknolojisinin kullanıldığı açıklanmadı.

Altı kutulu akış şeması: dijital dosya, A, C, G, T harflerine kodlama, ışıkla yönlendirilen DNA sentezi, paslanmaz çelik kapsülde enerjisiz saklama, dizileme ile okuma ve hata düzeltmeli kod çözme; ilk dört adım Saint-Imier denemesinde açıklananlar olarak vurgulanmış
Dijital dosyadan DNA'ya ve geri: DNAMIC'in hedeflediği uçtan uca zincir ve Saint-Imier denemesinde üniversitenin açıkladığı adımlar. İnfografik: bilimveteknoloji.com (kaynak: CORDIS 101115389; dnamic.org; Cenevre Üniversitesi, 5 Kasım 2026)

Neden DNA? Büyüyen veri ve enerji faturası

Araştırma şirketi IDC'nin 2024 tahminine göre dünyada bir yılda oluşturulan, kopyalanan ve tüketilen veri miktarı 2024'te 159,2 zettabayt oldu ve 2028'de 384,6 zettabayta çıkması bekleniyor. Bir zettabayt bir milyar terabayt demek. Bu verinin önemli bir kısmı nadiren açılan "soğuk" arşivlerde duruyor, ama yine de elektrik tüketiyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) Enerji ve Yapay Zekâ raporuna göre veri merkezleri 2024'te yaklaşık 415 terawattsaat elektrik kullandı; bu, dünya tüketiminin yaklaşık %1,5'i. Ajansın temel senaryosunda bu rakam 2030'a kadar iki katından fazla artarak 945 terawattsaate yaklaşıyor.

Sorun yalnızca enerji değil. DNA Veri Depolama İttifakı'nın 2021 raporuna göre veri merkezlerinde sabit diskler ve SSD'ler genellikle 3–5 yılda, manyetik bantlar 7–10 yılda bir yenileniyor. Yani yüz yıl saklanması gereken bir arşiv, ömrü boyunca defalarca yeni ortama taşınmak zorunda. DNA'nın vaadi tam burada: Doğru koşullarda korunduğunda binlerce yıl okunabilir kalması ve dört harfli alfabesinin hiçbir zaman "eski format" olmaması. Bir DNA dizisini okuyacak cihazlar, tıp ve biyoloji var oldukça var olacak.

Logaritmik çubuk grafik: veri merkezinde sabit disk 3 ila 5, manyetik bant 7 ila 10 yılda yenileniyor; fosil kemikteki DNA'nın 25 derecede tahmini yarı ömrü yaklaşık 512 yıl, silika içindeki DNA hızlandırılmış teste göre yaklaşık 2.000 yıl, okunabilen en eski mamut DNA'sı 1,2 milyon yıllık; altta 215 petabayt, yaklaşık 740 kilogram ve 100.000 kat yazan üç yoğunluk kartı
Bugünkü ortamların yenilenme aralıkları, DNA'nın dayanıklılığına dair deney ve fosil verileri ile yoğunluk karşılaştırması. İnfografik: bilimveteknoloji.com (kaynak: DNA Data Storage Alliance 2021; Grass ve ark. 2015; Erlich ve Zielinski 2017; IDC 2024)

On dört yıllık bir yolculuk

DNA'ya dijital veri yazma fikri yeni değil, ama son on beş yılda laboratuvar merakından mühendislik problemine dönüştü. 2012'de Harvard'dan George Church'ün ekibi, 5,27 megabitlik bir kitabı DNA'ya yazıp geri okuduğunu Science dergisinde yayımladı. Bir yıl sonra Avrupa Biyoenformatik Enstitüsü'nden Nick Goldman ve arkadaşları, Shakespeare sonelerinin de bulunduğu toplam 739 kilobaytlık beş dosyayı Nature'da sundu.

Dayanıklılık sorusuna en dikkat çekici yanıt 2015'te ETH Zürih'ten geldi. Robert Grass'ın ekibi DNA'yı camın ana bileşeni silika ile kaplayıp bir hafta boyunca 70 °C'de bekletti; bu, Orta Avrupa koşullarında yaklaşık 2.000 yıla ısıl açıdan eşdeğer sayılıyor. Veri hatasız geri okundu. Ekibin model hesabına göre −18 °C'de saklanan DNA'daki bilgi bir milyon yıldan uzun süre kurtarılabilir; ancak bu doğrudan bir ölçüm değil, bir tahmin.

2017'de Columbia Üniversitesi'nden Yaniv Erlich ve Dina Zielinski, bir işletim sistemi ve kısa bir film dahil 2,14 megabaytlık dosyaları "DNA Fountain" adlı kodlama yöntemiyle yazdı ve gram başına 215 petabayt yoğunlukta hatasız geri okudu. 2019'da Microsoft ile Washington Üniversitesi, yazma, saklama ve okumayı insan eli değmeden yapan ilk tam otomatik sistemi gösterdi; ancak cihazın yazdığı veri yalnızca beş baytlık "HELLO" sözcüğüydü. DNAMIC, bu otomasyon fikrini arşiv ölçeğine taşımaya çalışan girişimlerden biri.

Türkiye'de bu alandaki çalışmalar henüz sınırlı. Anadolu Ajansı'nın 2022'de aktardığına göre Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Genetik Anabilim Dalı'ndan Doç. Dr. Nüket Bilgen, fakültenin üç dildeki tanıtım metnini DNA dizisine çevirip yurt dışında sentezletti ve tüplerde sakladı. Bu girişime ait hakemli bir yayına ulaşamadık.

Dikey zaman çizelgesi: 2012 Harvard'da 5,27 megabitlik kitap, 2013'te 739 kilobayt, 2015'te silika kılıf, 2017'de gram başına 215 petabayt, 2019'da Microsoft ve Washington Üniversitesi'nin tam otomatik HELLO denemesi, 2020'de DNA Data Storage Alliance, 2023'te DNAMIC'in başlaması ve Biomemory DNA kartı, 2026'da mikrofabrika denemesi
DNA'da veri saklamanın 2012'den 2026'ya kilometre taşları. İnfografik: bilimveteknoloji.com (kaynak: Science 2012 ve 2017; Nature 2013; Angew. Chem. 2015; Sci. Rep. 2019; DNA Data Storage Alliance; CORDIS; Cenevre Üniversitesi)

"Bir gramda dev kütüphaneler" ne kadar gerçekçi?

UNIGE bilgi sistemleri biriminin (DISTIC) müdür yardımcısı Pierre-Yves Burgi, kuramsal olarak tek bir gram DNA'nın dünyanın en büyük kütüphanelerinin dijital koleksiyonlarını on binlerce yıl saklayabileceğini söylüyor. Rakamlar bu iddianın yoğunluk tarafını destekliyor: 215 petabayt/gram yoğunluğuyla, 2024'te dünyada oluşturulan ve kopyalanan verinin tamamı kuramsal olarak yaklaşık 740 kilogram DNA'ya sığardı. Bu, kabaca bir binek otomobilin ağırlığından az. Ancak bu hesap yalnızca bir ölçek fikri veriyor; o yoğunluk çok küçük miktarlarla yapılan seyreltme deneylerinden elde edildi.

Asıl darboğaz yoğunluk değil, yazma hızı ve maliyet. DNA'yı harf harf sentezlemek bugün hâlâ yavaş ve pahalı. Ticari örnekler de bu ölçeği gösteriyor: Fransız şirketi Biomemory'nin Aralık 2023'te satışa sunduğu kredi kartı boyutundaki DNA kartı yalnızca yaklaşık 1 kilobayt veri tutuyordu ve fiyatı 1.000 dolardı. Dayanıklılık tarafında da koşullar belirleyici: İttifak raporunun aktardığı tahmine göre gömülü fosil kemikteki DNA'nın yarı ömrü 25 °C'de yaklaşık 512 yıl; en büyük tehdit nem. "Binlerce yıl" vaadi bu yüzden kuru, karanlık ve kapalı bir ortam şartına bağlı; DNAMIC'in çelik kapsülleri de bunu sağlamaya yönelik. Uzun süreli saklamanın gerçekte ne kadar dayanacağı ise ancak hızlandırılmış testler ve modellerle tahmin edilebiliyor.

Uluslararası Uzay İstasyonu'nda gülümseyen astronot Kate Rubins, yanında bir dizüstü bilgisayar ekranında DNA dizileme verileri ve önünde USB ile bağlı, avuç içi büyüklüğünde gri bir dizileme cihazı
DNA okuma cihazları artık avuç içine sığıyor: NASA astronotu Kate Rubins, Ağustos 2016'da Uluslararası Uzay İstasyonu'nda MinION adlı nanogözenek dizileme cihazıyla uzayda ilk kez DNA diziledi. Microsoft–Washington Üniversitesi'nin 2019'daki otomatik sistemi de nanogözenek okuyucu kullanmıştı; DNAMIC'in hangi cihazı kullandığı açıklanmadı. Fotoğraf: NASA / Wikimedia Commons, kamu malı

Projenin arkasında kimler var?

DNAMIC, AB'nin Avrupa İnovasyon Konseyi (EIC) bünyesindeki Pathfinder programının "DNA tabanlı dijital veri depolama" çağrısından fon aldı. AB'nin araştırma veri tabanı CORDIS'e göre proje 1 Ekim 2023'te başladı, 30 Eylül 2026'da tamamlandı ve AB katkısı yaklaşık 2,44 milyon avro. Kayıtta koordinatör olarak Kaunaslı biyoteknoloji şirketi Genomika görünüyor; Kaunas Teknoloji Üniversitesi (KTU), Münih Teknik Üniversitesi ve Avusturya'dan MABEAL ile Helices yararlanıcılar arasında. Avusturyalı Kilobaser'in katılımı kayıtta "sona erdi" olarak işaretli; proje kayıtlarında Kilobaser ile birlikte anılan Martin Jost ekipte MABEAL üzerinden yer alıyor.

İsviçreli ortaklar, yani UNIGE ile HE-Arc'ın bağlı olduğu Batı İsviçre Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (HES-SO), İngiltere'den Imperial College London ile birlikte AB hibesi almayan ortaklar olarak listeleniyor; İsviçre tarafı ülkenin eğitim, araştırma ve inovasyon sekreterliği SERI'den destekleniyor. HES-SO'nun proje kaydında toplam bütçe yaklaşık 4,95 milyon İsviçre frangı olarak geçiyor. UNIGE açıklamasında projenin öncüleri olarak Cenevre ve HE-Arc ekipleri anılırken, resmî AB kaydı yönetimi Litvanya'ya veriyor. KTU ise 2024'te projenin toplam değerini 5 milyon avronun üzerinde verip DNAMIC'i Litvanya'da bu programdan fon alan ilk proje olarak duyurmuştu.

Sırada ne var?

AB desteği eylül sonunda bitti; sonuçların bilimsel değerlendirmesi ise henüz yayımlanmadı. Bugüne kadar kamuya açık olan, bir çalıştay özeti ile hakem değerlendirmesinden geçmemiş bir ön baskı. Arşivin boyutu, yazma hızı, gigabayt başına maliyet, hata oranı ve verinin baştan sona eksiksiz geri okunup okunmadığı gibi kritik sorular açık. Projenin internet sitesi DNAMIC'i artık Kaunas merkezli bir şirket olarak tanıtıyor; bu da ekibin teknolojiyi ticarileştirmeye hazırlandığını düşündürüyor.

Alan da hızla hareket ediyor. Biomemory, Mart 2026'da ABD'li DNA depolama şirketi Catalog'un varlıklarını satın aldı ve veri merkezlerine yönelik ilk ürünlerini yılın ikinci yarısında çıkarmayı planlıyor. Illumina, Microsoft, Twist Bioscience ve Western Digital'in 2020'de kurduğu DNA Veri Depolama İttifakı ise farklı üreticilerin sistemlerinin birbirini okuyabilmesi için ortak tanımlar üzerinde çalışıyor.

DNA, verimizi bugünkü disk ve bantların yerine koymayacak; her gün açılan dosyalar için fazla yavaş. Ama yüzyıllarca saklanması gereken, nadiren açılan arşivler için ciddi bir aday. Saint-Imier'deki deneme, bu geleceğin bir laboratuvar tezgâhında değil, bir arşivin köşesine konabilecek bir cihazda şekillenebileceğini gösteren ilk adımlardan biri. Gerçek sınavı ise hakemli sonuçlar ve geri okunan ilk eksiksiz arşiv olacak.

Kaynaklar: Cenevre Üniversitesi basın bülteni, TechXplore'da yeniden yayımlandı (5 Kasım 2026); CORDIS, "DNA Microfactory for Autonomous Archiving" (DNAMIC), hibe no. 101115389, HORIZON-EIC-2022-PATHFINDERCHALLENGES-01-05; HES-SO proje kaydı (Jérôme Charmet); dnamic.org; Kharroubi M., UNIGE, MolecularXiv 2026 çalıştay özeti; Béguin V. ve ark., "High-fidelity robotic PCR amplification", arXiv:2512.23877 (ön baskı, hakemsiz; v3 6 Mayıs 2026); Kaunas Teknoloji Üniversitesi haberi (1 Temmuz 2024); Church G.M., Gao Y., Kosuri S., Science 337, 1628 (2012); Goldman N. ve ark., Nature 494, 77–80 (2013); Grass R.N. ve ark., Angewandte Chemie Int. Ed. 54, 2552–2555 (2015); Erlich Y., Zielinski D., Science 355, 950–954 (2017); Takahashi C.N. ve ark., Scientific Reports 9, 4998 (2019); DNA Data Storage Alliance, "Preserving Our Digital Legacy: An Introduction to DNA Data Storage" (Haziran 2021); IDC, Worldwide Global DataSphere Forecast 2024–2028 (Mayıs 2024); IEA, Energy and AI (Nisan 2025); Anadolu Ajansı (19 Kasım 2022). Kapak görseli: DNA çift sarmalı görselleştirmesi (arka plan ve yerleşim bilimveteknoloji.com tarafından düzenlendi). Görsel: PantheraLeo1359531 / Wikimedia Commons, CC0 1.0.

Paylaş

Benzer Haberler

Tüm haberler
Astronomi

Evren

Evren ve yapısı hakkında merak ettiğiniz herşeyi bulabileceğiniz bir makale. Evrenin yaşı ve çapı gibi evren hakkında bir çok bilgiyi sizin…

MakaleArşiv
Astronomi

Güneş Sistemi

Güneş sistemi'nin yapısı ve özellikleri hakkında ayrıntılı bir makale hazırladık. Güneş sisteminde bulunana gezegenler, gök taşları ve diğer…

MakaleArşiv
Fizik

Kuantum

Kuantum fiziği hakkında mümkün olduğunca anlaşılır bir dille ile yazılmış bir makale. Kuantum fiziği nedir? Kuantum mekaniğinin temelleri.

MakaleArşiv