İçeriğe geç

2001'den beri bilim ve teknoloji haberleri, makaleler

115 milyon yıllık dinozor kemiğinde kan izi: Taşlaşmış alyuvarlar ve hem molekülleri bulundu

Biyoloji Haber 8 dk okuma
115 milyon yıllık dinozor kemiğinde kan izi: Taşlaşmış alyuvarlar ve hem molekülleri bulundu

Brezilya'da bulunan 115 milyon yıllık Aratasaurus dinozorunun bacak kemiklerinde, alyuvar kalıntısı olduğu düşünülen mineralleşmiş yapılar ve kanın oksijen taşıyan molekülü hemin kimyasal izleri saptandı. PNAS'ta yayımlanan çalışmanın molekül bulguları güçlü görünse de bazı uzmanlar yapıların gerçekten kan hücresi olduğundan emin değil.

Brezilya'da bulunan 115 milyon yıllık bir dinozor kemiğinin içinde, kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarların) taşlaşmış kalıntıları olduğu düşünülen mikroskobik yapılar ve kanın oksijen taşıyan molekülü hem'in kimyasal izleri bulundu. Avustralya'daki Curtin Üniversitesi öncülüğünde Brezilya, Japonya, Almanya ve ABD'den araştırmacıların katıldığı çalışma, 2 Kasım 2026'da PNAS (ABD Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri) dergisinde yayımlandı. Ekip, bunun bir fosil hücrenin içinde kanla ilişkili moleküllerin kimyasal olarak gösterildiği ilk örnek olduğunu söylüyor. Ancak bulgu, paleontolojinin en çetin tartışmalarından birine yeniden kapı açıyor. Bazı uzmanlar molekülleri ikna edici bulsa da yapıların gerçekten kan hücresi olup olmadığından emin değil.

Kemik kanallarında küçük elipsler

Çalışmanın merkezinde, kemiğin içinden geçen ve canlıyken kan damarlarını barındıran ince damar kanalları var. Araştırmacılar bu kanalların içinde çok sayıda küçük, elips biçimli yapı gördü. Bilim haberleri sitesi Sci.News'in makaleden aktardığına göre bu yapılar ortalama 23 mikrometre uzunluğunda ve 20 mikrometre genişliğinde. Bir mikrometre milimetrenin binde biri. Yani bir milimetrelik çizgiye bu yapılardan yan yana kırk kadarı sığar, ortalama bir saç telinin genişliğine ise yalnızca üç tanesi.

Yapıların yalnızca damar kanallarının içinde bulunması ve kemiği saran kayada görülmemesi, ekibe göre bunların dışarıdan gelmiş tanecikler değil, hayvanın kendi dokusunun kalıntısı olduğuna işaret ediyor. Ekip asıl iddiasını ise biçime değil kimyaya dayandırıyor. Makalenin baş yazarı, Curtin Üniversitesi'ndeki Batı Avustralya Organik ve İzotop Jeokimyası Merkezi'nin kurucu müdürü Prof. Kliti Grice da bir yapının görünüşünün tek başına biyolojik kökenini kanıtlamaya yetmediğini vurguluyor.

Aratasaurus museunacionali'nin kaya içindeki kısmi bacak kemikleri, yanında cetvel ve kesik çizgilerle tamamlanmış kemik hatları
Aratasaurus museunacionali'nin tanımlandığı kısmi sağ bacak fosili (uyluk ve kaval kemikleri, hazırlık öncesi). Ölçek çubuğu 10 santimetre. Görsel: Sayão ve ark., Scientific Reports (2020) / Wikimedia Commons, CC BY 4.0

"Ateşten doğan" dinozor

İncelenen kemikler, Aratasaurus museunacionali adlı küçük bir etçil dinozora ait. Bu hayvan, kuşların da içinde bulunduğu büyük gruba yakın, büyük olasılıkla tüylü bir teropod. Fosil 2008'de Brezilya'nın kuzeydoğusundaki Ceará eyaletinde, Santana do Cariri yakınlarındaki Pedra Branca alçı ocağında, Romualdo Formasyonu'nun katmanlarında bulundu. Bugün geriye yalnızca kısmi bir sağ bacak kalmış. İskeletin geri kalanı maden çalışmaları sırasında parçalanıp kaybolmuştu.

Kemiklerin iç yapısını inceleyen araştırmacılar, hayvanın öldüğünde yaklaşık dört yaşında, henüz büyümesini tamamlamamış bir genç olduğunu hesaplamıştı. Tahmini boyu burnundan kuyruğuna 3,1 metre, ağırlığı ise yaklaşık 34 kilogram. Yani uzun bir kuyruğa sahip olsa da ağırlığı on yaşlarında bir çocuktan pek fazla değildi.

Türün adının da ilginç bir hikâyesi var. Fosil 2016'da Rio de Janeiro'daki Brezilya Ulusal Müzesi'ne taşınmıştı. Ülkenin en eski bilim kurumu olan müze 2 Eylül 2018'de büyük bir yangında ağır hasar gördü, ama fosilin saklandığı bölüm etkilenmedi. 2020'de Scientific Reports dergisinde tanımlanan türe, Tupi dilinde "doğmak" ve "ateş" anlamına gelen sözcüklerden türetilmiş Aratasaurus adı verildi. Tür adı ise müzeyi onurlandırıyor. Bütün olarak ad kabaca "Ulusal Müze yangınından doğan kertenkele" anlamına geliyor.

Fosillerde DNA, protein ve kan izi bulgularını 0 ile 130 milyon yıl arasında gösteren zaman çizelgesi
Aratasaurus bulgusu, fosillerde biyolojik molekül iddialarının derin zamandaki yerinde. Doğrulanmış en eski DNA ve protein kayıtları, dinozor çağından on milyonlarca yıl daha yeni. Grafik: bilimveteknoloji.com

Hem molekülünün izini sürmek

Kanımızı kırmızı yapan ve oksijeni taşıyan protein hemoglobin, merkezinde demir atomu bulunan halka biçimli hem moleküllerini taşır. Proteinler milyonlarca yıl içinde parçalanıp yok olsa da hem gibi halkalı moleküllerin (tetrapiroller) çok daha dayanıklı olabileceği biliniyor. Ekip de bu yüzden protein değil, hem izi aradı.

İlk adımda kemikten alınan küçük parçalar çözülerek kimyasal özüt hazırlandı ve yüksek performanslı sıvı kromatografisi–kütle spektrometrisi (HPLC-MS) ile incelendi. Bu yöntem, karışımdaki molekülleri ayırıp her birinin kütlesine göre bir tür kimyasal parmak izi çıkarıyor. Sonuçlara göre kemik özütündeki baskın halkalı molekül hem B ve onun milyonlarca yıl içinde kimyasal olarak değişmiş bir biçimiydi. Hem B, insan dahil omurgalıların hemoglobinindeki en yaygın hem türü.

Aynı analiz fosili saran kayaya uygulandığında tablo tamamen farklı çıktı. Kayada hem B yerine bitkilerin ve fotosentez yapan bakterilerin pigmentleri olan klorofil ve bakteriyoklorofilden türemiş moleküller vardı. Araştırmacılar bu farkı, hem izlerinin dışarıdan sızmadığının, hayvanın kendisinden geldiğinin güçlü bir göstergesi olarak yorumluyor.

İkinci adımda molekülün tam olarak nerede durduğu araştırıldı. Raman spektroskopisi ile yapılan haritalama, hem sinyalinin elipsoit yapıların içinde yoğunlaştığını gösterdi. Geçirimli elektron mikroskobu (TEM) incelemeleri ise aynı yapılarda hemin temel bileşenleri olan demir, azot ve karbonu, ayrıca bir manganez oksit minerali olan hausmanniti buldu. Kemik dokusunda kolajen proteinine ait amino asitlerin izleri de saptandı. Bilim sitesi ScienceAlert'in aktardığına göre ekip mantar iplikleri, sporlar ya da bakteri tabakası (biyofilm) gibi hücreyi taklit edebilecek yapılara ve pirit kristallerine de baktı ve bunlara rastlamadı. Avustralya yayın kuruluşu ABC'nin haberine göre örneklerde antik DNA da arandı, ama sonuç negatif çıktı.

Taramalı elektron mikroskobunda görüntülenmiş, ortası çukur disk biçimli insan alyuvarları
Taramalı elektron mikroskobunda insan alyuvarları. Memeli alyuvarları olgunlaşırken çekirdeklerini kaybeder ve ortası çukur bir disk biçimini alır. Kuşlarda ve sürüngenlerde ise alyuvarlar ovaldir ve çekirdeklerini korur. Fotoğraf: Scootdive / Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0

115 milyon yıl nasıl dayanmış olabilir?

Ekibin açıklamasına göre kilit nokta, hayvanın ölümünden hemen sonra yaşananlar. Araştırmacılar, cesedin oksijenin az olduğu sığ bir kıyı ortamında, mikroorganizmaların oluşturduğu yoğun mikrobiyal paspasların üzerinde hızla gömüldüğünü düşünüyor. Oksijen eksikliği çürümeyi yavaşlatırken, ortamın kimyası hücrelerin çevresinde ve içinde hausmannit gibi manganez minerallerinin çökelmesine yol açmış olabilir. Ekip bu mineralin bir tür antioksidan gibi davranarak hassas molekülleri koruduğunu ve hücrelerin biçimini taşa kopyaladığını öne sürüyor.

Bu yüzden araştırmacılar bulguyu "dinozor kanı" diye sunmuyor. Makalenin yazarları da, 115 milyon yıl sonra sağlam hücrelerin, sıvı kanın ya da hemoglobin proteininin kendisinin korunduğunu iddia etmiyor. Bulunan şey, mineralleşmiş yapılar ve bu yapıların içinde hemden türemiş moleküllerin kalıntıları. Curtin ekibi şimdi aynı sürecin laboratuvarda tekrarlanıp tekrarlanamayacağını sınıyor. Bunun için Batı Avustralya'daki Shark Bay'den alınan mikrobiyal paspas örnekleriyle insan kanını mineralleştirmeyi deniyor.

İnsan alyuvarı, tavuk alyuvarı, Aratasaurus kemiğindeki yapılar ve insan saç telinin aynı ölçekte karşılaştırması
Fosildeki yapılar, insan ve kuş alyuvarlarından belirgin biçimde büyük. Boyut farkı, tartışmanın odaklarından biri. Grafik: bilimveteknoloji.com

Şüpheciler ne diyor?

Bulguya en dikkat çekici itiraz, fosillerde yumuşak doku araştırmalarının öncüsü Mary Schweitzer'den geldi. Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi'nden emekli paleontolog, ABC'ye yaptığı değerlendirmede kemikteki hem ve kolajen izlerini sorunlu bulmadığını, birden fazla yöntemin birlikte kullanılmasını da olumlu karşıladığını söyledi. Ancak yapıların alyuvar olduğuna ikna olmadı. İtirazının özü şu: Memelilerin aksine kuşların ve sürüngenlerin alyuvarları çekirdeklidir ve genellikle daha iridir. Schweitzer'e göre görüntülenen yapılardan biri yaklaşık 15 mikrometre boyutunda; bu da çekirdekli alyuvarların neredeyse hepsinden küçük. Basına yansıyan değerlendirmesine göre yapılar, ortadaki çekirdeğin oluşturacağı kabarıklık yerine içbükey bir görünüm sergiliyor.

Makalenin yazarları ise boyut konusunda farklı bir tablo çiziyor. Grice'ın The Conversation'daki yazısına göre yapılar, günümüz kuşlarının ve timsahlarının alyuvarlarından biraz daha iri ve yuvarlak. Ekip bu farkın taşlaşma sırasındaki şekil bozulmasından kaynaklanabileceğini ya da kuş olmayan dinozorların alyuvarlarının gerçekten farklı biçimde olabileceğini düşünüyor. Hangisinin doğru olduğunun yeni araştırmalarla netleşmesi gerekiyor.

Çalışmada yer almayan Regina Üniversitesi'nden (Kanada) Mauricio Barbi ise daha olumlu. Barbi'ye göre ekip, alyuvarlarla uyumlu mineralleşmiş yapılar bulunduğunu ikna edici biçimde gösterdi ve korunma düzeyi bu yaştaki bir fosil için dikkat çekici. Ama Barbi de bu yapıları "alyuvar" diye adlandırmanın hâlâ bir ölçüde yorum içerdiğinin ve bulunanların sağlam hücreler değil kimyasal kalıntılar olduğunun altını çiziyor.

Araştırma ekibinin beş kanıtı ve bağımsız uzmanların beş açık sorusunu karşılaştıran iki sütunlu infografik
Ekibin kanıt zinciri ve açık sorular. Moleküler bulgular daha az tartışılırken, yapıların alyuvar olarak tanımlanması tartışmanın odağında. Grafik: bilimveteknoloji.com

Schweitzer'in T. rex'inden bu yana süren tartışma

Bu tartışmanın kökü yirmi yıl öncesine dayanıyor. Schweitzer ve ekibi 2005'te Science dergisinde, ABD'nin Montana eyaletindeki Hell Creek Formasyonu'ndan çıkarılan yaklaşık 68 milyon yıllık bir Tyrannosaurus rex kemiğini zayıf asitte çözdüklerinde esnek, saydam damarlar ve hücreye benzeyen yapılar bulduklarını bildirmişti. Bunu 2009'da yaklaşık 80 milyon yıllık ördek gagalı dinozor Brachylophosaurus'tan elde edilen kolajen parçaları izledi.

Bu iddialar hep yoğun eleştiri aldı. 2008'de PLOS ONE'da yayımlanan bir çalışma, esnek dokunun aslında kemik boşluklarını kaplayan bakteri tabakaları (biyofilm), kan hücresi sanılan kırmızı kürelerin ise demirli mineral kümeleri olabileceğini öne sürdü. Sonraki yıllarda bazı araştırmalar, dinozor kemiklerinde güncel mikrop topluluklarının yaşadığını gösterdi. Bu, eski molekül sanılan izlerin yeni bir kirlenmeden gelebileceği kaygısını büyüttü. 2015'te Londra'daki Imperial College ekibi, yaklaşık 75 milyon yıllık müze fosillerinde alyuvar benzeri yapılar bildirdi. 2021'de PeerJ'de yayımlanan bir çalışma ise Çin'deki yaklaşık 125 milyon yıllık Beipiaosaurus kemiklerinde kan hücresi sanılan kırmızı kürelerin büyük olasılıkla kil minerallerinin oluşturduğu yapılar olduğu sonucuna vardı. O çalışmada hem bileşiği de bulunamamıştı.

Öte yandan moleküler kanıtlar zamanla güçlendi. Schweitzer'in de yer aldığı ve 2025'te Proceedings of the Royal Society A'da yayımlanan bir çalışma, rezonans Raman yöntemiyle T. rex ve Brachylophosaurus kemiklerinde hemin izlerini bildirdi ve demir mineralinin bu molekülleri korumaya yardım edebileceğini öne sürdü. Aratasaurus çalışması bu çizginin devamı sayılabilir. Eğer doğrulanırsa, hemi hem daha eski bir fosilde hem de belirli yapıların içinde gösteren ilk çalışma olacak.

Jurassic Park mümkün mü? Sırada ne var

Kısa cevap: Hayır. Bulunan yapılarda DNA yok ve dinozorları yeniden canlandırmak için gereken genetik bilgi bu kadar uzun süre dayanamıyor. Bugün doğrulanmış en eski DNA, Grönland'da yaklaşık 2 milyon yıllık tortullardan elde edildi. Dizisi okunabilen en eski proteinler ise Kanada'nın Arktik bölgesinde bulunan 21–24 milyon yıllık bir gergedan dişinin minesinden geliyor. Kuş olmayan dinozorlar ise 66 milyon yıl önce yok oldu. Aratasaurus, bu sınırların çok ötesinde, yaklaşık 115 milyon yıl önce yaşadı.

Bilimsel değer başka bir yerde yatıyor. Hem izlerinin güvenilir biçimde okunabilmesi, soyu tükenmiş hayvanların kanının oksijeni nasıl taşıdığı, metabolizmalarının ne kadar hızlı olduğu ve ne kadar hareketli yaşadıkları gibi sorulara doğrudan kimyasal bir pencere açabilir. Grice, keşfin heyecanının hemen ardından şüphecilik gelmesi gerektiğini söylüyor. En önemli adımın da sonuçların başka fosillerde, farklı jeolojik ortamlarda ve başka dinozor gruplarında tekrar edilmesi olduğunu belirtiyor. Ona göre müzelerde zaten bulunan fosiller de bu gözle yeniden incelenebilir. Curtin'den jeolog Martin Van Kranendonk ise aynı yöntemlerin, Dünya dışında geçmiş yaşam izi arayan astrobiyoloji çalışmalarına da yol gösterebileceğini düşünüyor.

Şimdilik tablo şöyle: Kemikte hayvanın kendisinden geldiği anlaşılan hem molekülleri bulunduğu iddiası güçlü verilerle destekleniyor. Bu moleküllerin taşlaşmış alyuvarların içinde durduğu yorumu ise bağımsız doğrulama bekliyor. 115 milyon yıl önce Brezilya kıyısında ölen genç bir dinozor, bu sorunun yanıtına şimdiye kadarki en yakın adımı attırmış olabilir.

Kaynaklar: Grice, K. ve ark., "Heme signatures in mineralized red blood cells within vascular canals of a 115-million-year-old dinosaur bone", PNAS 123(46), 2 Kasım 2026 (DOI: 10.1073/pnas.2614248123); Curtin Üniversitesi basın bülteni (Phys.org, Kasım 2026); K. Grice, The Conversation (2 Kasım 2026); ABC News (3 Kasım 2026); ScienceAlert; Sci.News; Sayão, J. M. ve ark., Scientific Reports 10, 2020 (DOI: 10.1038/s41598-020-67822-9); Korneisel, D. E. ve ark., PeerJ, 2021 (DOI: 10.7717/peerj.12651); Long, B. J. N. ve ark., Proceedings of the Royal Society A, 2025 (DOI: 10.1098/rspa.2025.0175).

Kapak görseli: Aratasaurus museunacionali'nin canlandırması. Maurilio Oliveira / Sayão ve ark., Scientific Reports (2020) / Wikimedia Commons, CC BY 4.0

Paylaş

Benzer Haberler

Tüm haberler
Biyoloji

İnsan Klonlama

İnsan klonlama çalışmaları hakkında deyalı bir makale, klonlama nedir ve klonlama çalışmaları nasıl yürülüyor sorularına bu yazıda cevap arı…

MakaleArşiv
Astronomi

Evren

Evren ve yapısı hakkında merak ettiğiniz herşeyi bulabileceğiniz bir makale. Evrenin yaşı ve çapı gibi evren hakkında bir çok bilgiyi sizin…

MakaleArşiv
Astronomi

Güneş Sistemi

Güneş sistemi'nin yapısı ve özellikleri hakkında ayrıntılı bir makale hazırladık. Güneş sisteminde bulunana gezegenler, gök taşları ve diğer…

MakaleArşiv