İçeriğe geç

2001'den beri bilim ve teknoloji haberleri, makaleler

Kekova açıklarındaki Tunç Çağı batığı, “dünyanın en eski gemi batığı” olarak Guinness'e girdi

Kültür Haber 8 dk okuma
Kekova açıklarındaki Tunç Çağı batığı, “dünyanın en eski gemi batığı” olarak Guinness'e girdi

Antalya Kekova açıklarında Akdeniz Üniversitesi ekibinin belgelediği Erken Tunç Çağı batığı, Guinness Dünya Rekorları'na 4.400–4.700 yıllık “en eski gemi batığı” olarak kaydedildi. Ahşap gövdesi kalmayan geminin yükündeki küpler Levant ve Ürdün Vadisi'ne işaret ediyor. Tarih, kapların biçimine dayanıyor ve henüz kesinleşmedi.

Antalya'nın Demre ilçesine bağlı Kekova Adası açıklarında, deniz tabanındaki kayalık bir yamaçta yatan Erken Tunç Çağı'na ait bir ticaret gemisinin kalıntıları, Guinness Dünya Rekorları'nın "en eski gemi batığı" kaydına girdi. Akdeniz Üniversitesi'nden Doç. Dr. Hakan Öniz yönetimindeki ekibin 2024'te belgelediği batık, Guinness'e göre 4.400–4.700 yıllık. Bu, otuz yılı aşkın süredir unvanı elinde tutan Yunanistan'daki Dokos batığını en az iki yüzyıl geride bırakıyor. Keşif, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un 14 Ekim 2026'daki paylaşımıyla kamuoyuna duyurulmuş, Guinness kaydı ise Kasım başında Türk basınına yansımıştı. Geminin ahşap gövdesinden iz kalmamış; geriye kalan, ambarında taşıdığı kil küpler. Bu küpler, Mısır'da piramitlerin yükseldiği çağda Doğu Akdeniz'i birbirine bağlayan deniz ticaretine yeni bir pencere açıyor. Yaşla ilgili rakamların kaynaktan kaynağa değiştiğini ve tarihlemenin henüz kesinleşmediğini de baştan belirtmek gerekiyor.

Kekova'nın sularında 4.500 yıllık bir yük

Batık, Kekova Adası'nın batısında, dar bir boğazın ağzına yakın, yaklaşık 30 derece eğimle derinlere inen kayalık bir yamaçta bulunuyor. Yerini ekibe bölgenin denizcileri gösterdi. Derinlik için farklı rakamlar dolaşıyor: Ekibin ön raporunu özetleyen kaynaklar kalıntıların 20–24 metre arasında yayıldığını aktarıyor, Guinness kaydı yaklaşık 30 metre diyor, Anadolu Ajansı'na yapılan açıklamalarda ise 35–40 metre geçiyor. Bu fark, kalıntıların eğimli bir yamaç boyunca dağılmış olmasından kaynaklanıyor olabilir.

Ekip, 2024'te bölgede kıyı ve yüzey araştırmaları yaptı. Batık alanı fotoğraf bindirmesiyle üretilen ortofotolarla haritalandı; 2024'te ve 2025'te inceleme için birer küp çıkarıldı. Kapsamlı sualtı kazısı ise 2026'da, Kültür ve Turizm Bakanlığı izniyle, Antalya Müze Müdürlüğü başkanlığında ve Öniz'in bilimsel sorumluluğunda başladı. Dalgıçlar, deniz kabuklularıyla kayaya kaynamış kapları yaklaşık dört ay boyunca çekiç ve keskiyle tek tek kurtardı. Çıkarılan parçalar, tuzunu atması için su banyolarında bekletiliyor. Bu işlemler kısmen bölgedeki laboratuvarda, kısmen de Akdeniz Üniversitesi'nin Kemer'deki sualtı arkeolojisi laboratuvarında yürütülüyor.

Öniz'in Anadolu Ajansı'na anlattığına göre ekip, küpleri ilk gördüğünde onları Osmanlı dönemine ait, yalnızca birkaç yüz yıllık sanmıştı. Tablo, Mısır arkeolojisi üzerine bir yayında Giza piramitleri çevresinde bulunmuş benzer kapları görünce değişti.

Doğu Akdeniz haritasında Kekova batığı, Uluburun ve Gelidonya batıkları, Dokos batığı, Bodrum, Giza, Biblos ve Orta Ürdün Vadisi ile geminin Levant kıyısından Kekova'ya uzanan olası rotası
Kekova batığı, Türkiye'nin en ünlü iki Tunç Çağı batığı Uluburun ve Gelidonya ile aynı kıyı şeridinde yatıyor. Kesikli çizgi, araştırmacıların önerdiği olası rotayı gösteriyor; geminin varış noktası bilinmiyor. İnfografik: bilimveteknoloji.com (kaynak: Guinness World Records; Sowada, The Conversation 2026; AA; kıyı çizgisi Natural Earth)

Guinness kaydı: Ne yazıyor, ne zaman girdi?

Guinness Dünya Rekorları'nın sitesindeki kayıt, "en eski gemi batığı" (Oldest shipwreck) başlığını taşıyor ve rekor sahibi olarak "Kekova Adası batık alanı"nı gösteriyor. Kayda göre batık 4.400 ile 4.700 yıl önce, Erken Tunç Çağı'nda batmış. Tarihlemede yükün ve çapaların kullanıldığı, alandan üç taş çapa ile 30'dan fazla küp çıkarıldığı belirtiliyor. Kayıtta, önceki rekor sahibinin yaklaşık MÖ 2200'e tarihlenen Dokos batığı olduğu da yazıyor. Guinness, "en eski bütün (sağlam) batık" diye ayrı bir kategoriyi ise izlemediğini not düşüyor. Yani rekor, geminin kendisinin değil, batık alanının yaşına dayanıyor.

Kaydın tarihi konusunda bir belirsizlik var. Guinness sayfasında olay tarihi olarak 24 Temmuz 2026 görünüyor. Bu tarih, ekibin ön raporunun hakemli Journal of Maritime Archaeology dergisinde yayımlandığı günle aynı. Sayfada kaydın hangi gün onaylandığı ise yazmıyor. Öniz, 4 Kasım'da Anadolu Ajansı'na batığın "bu hafta" Guinness'e kaydedildiğini söyledi. Dolayısıyla 24 Temmuz büyük olasılıkla rekorun dayandığı yayının tarihi; kaydın kendisi ise Ekim sonu ya da Kasım başında yapılmış görünüyor.

4.500 mü, 4.700 mü? Yaş nasıl belirlendi?

Haberlerde batığın yaşı için iki farklı rakam dolaşıyor. Bakan Ersoy'un duyurusu ve Türk basını "yaklaşık 4.700 yıllık" diyor. Akdeniz Üniversitesi'nin açıklaması ve Guinness kaydı, 4.400–4.700 yıl aralığını veriyor. Ekibe danışman olarak katılan Avustralya'daki Macquarie Üniversitesi'nden Mısırbilimci ve seramik uzmanı Dr. Karin Sowada ise The Conversation'da yayımlanan yazısında yaklaşık 4.500 yıl, yani kabaca MÖ 2700–2400 aralığından söz ediyor. Sowada, kesin tarihin hâlâ değerlendirildiğini, aralığın daha erkene ya da daha geçe kayabileceğini açıkça yazıyor. Rakamlar aslında birbiriyle çelişmiyor: 4.700, aralığın üst sınırı; 4.500 ise ortası.

Tarihlemenin yöntemi de önemli. Gemi gövdesi korunmadığı için ahşaptan yıllık halka (dendrokronoloji) ya da radyokarbon tarihi almak mümkün olmadı; açıklanan kaynakların hiçbiri böyle bir ölçümden söz etmiyor. Yaş, yükteki kapların biçimine, yapım tekniğine ve kil özelliklerine bakılarak, tarihi bilinen kazılardaki benzerleriyle karşılaştırma yoluyla belirlendi. Arkeolojide tipoloji denen bu yöntem güvenilir sonuç verebilir, ancak genellikle yüzyıllarla ifade edilen bir belirsizlik payı taşır. İleride kapların içindeki organik kalıntılardan radyokarbon tarihi alınabilirse bu aralığın daralması bekleniyor.

Kekova, Dokos, Uluburun ve Gelidonya batıkları ile Giza'daki Büyük Piramit ve Kekova'nın batık kentini MÖ 3000'den MS 250'ye uzanan bir zaman çizelgesinde gösteren infografik
Kekova batığı, bilinen diğer Tunç Çağı batıklarından yüzyıllarca eski ve Mısır'da Büyük Piramit'in yapıldığı döneme denk geliyor. Alttaki kutu, kaynaklarda geçen farklı yaş ifadelerini özetliyor. İnfografik: bilimveteknoloji.com (kaynak: Guinness World Records; Bakanlık/AA; Sowada 2026; HIMA; INA)

Ambarda ne vardı, gemi nereden geliyordu?

Yükün büyük bölümü, yumurta biçimli, düz dipli, iki yan kulplu büyük kil küplerden oluşuyor. Bunların birçoğunun en geniş yerinde, kabı kuşak gibi saran kabartma bir kil şerit var. Ön rapora göre kaplar, Erken Tunç Çağı'nın Levant (bugünkü Lübnan, Suriye, İsrail ve Filistin kıyıları) tiplerine benziyor. Bakanlığın açıklamasına göre kil analizleri, küplerin büyük olasılıkla Ürdün Vadisi'ndeki atölyelerde üretildiğine işaret ediyor. Benzerleri Mısır'da, Troya'da ve Girit'te ele geçmiş. Akdeniz Üniversitesi, Giza, Sakkara ve Abusir piramitlerinin çevresinde bulunan örnekleri özellikle öne çıkarıyor.

Küplerin içinde gözle görülebilen kalıntılar korunmuş. Bunların zeytinyağı, şarap ya da ağaç reçinesi olabileceği düşünülüyor; bunlar Mısır metinlerinde de adı geçen ürünler. Ancak kimyasal analizler henüz tamamlanmadı. Kaplardan biri ayrıca dikkat çekiyor: Gövdesinde dokuz farklı işaret ve iki delik bulunan bu kabın yayık olarak, yani peynir ya da tereyağı yapımında kullanılmış olabileceği düşünülüyor. Bu yorum doğruysa, uzun yolculuğa çıkan denizcilerin gemide kendi yiyeceklerinin bir kısmını ürettiğini gösterebilir. Ekip bunu şimdilik bir olasılık olarak sunuyor.

Geminin kimlerin elinde olduğu da tartışma konusu. Sowada'ya göre mürettebat Levant'ın kıyı halklarından olabilir ve gemi yol boyunca birkaç limana uğrayıp yük toplamış olabilir. Ön rapor, küçük bir teknenin doğudan batıya giderken battığını öne sürüyor. Akdeniz Üniversitesi, geminin bir Levant limanından Troya ya da Girit'e gittiği görüşünde. Kekova'daki iki ada arasındaki korunaklı su, fırtınadan kaçan bir gemi için doğal bir sığınak olabilirdi; Sowada, geminin burada sığınmaya çalışırken kayalara çarpmış olabileceğini yazıyor. Batığın çevresinde iki adet üç delikli ve bir adet tek delikli taş çapa bulundu. Bunların hangisinin bu gemiye ait olduğu ise henüz bilinmiyor.

İsrail Müzesi vitrininde sergilenen, Arad'da bulunmuş, boyalı bezemeli Erken Tunç Çağı çanak çömlekleri
Arad'da (bugünkü İsrail) bulunmuş, MÖ 3000–2650'ye tarihlenen Erken Tunç Çağı Levant kapları. Mısır'ın Abydos kentindeki mezarlarda da bulunduğu için "Abydos tipi" diye anılan bu kaplar, Kekova batığındaki küpler değil; ancak Levant ile Mısır arasındaki erken ticaretin tanıkları. Fotoğraf: Gary Todd / İsrail Müzesi, CC0

Piramitler çağında Akdeniz ticareti

Batığın tarihlendiği dönem, Mısır'da Eski Krallık'ın en parlak çağına denk geliyor. Giza'daki Büyük Piramit, Firavun Keops döneminde, yaklaşık MÖ 2560'larda inşa edildi. Mısır, kendi topraklarında bulunmayan sedir ağacı, kalay ve kurşun, bitkisel yağlar, reçine, lapis lazuli ve gümüş gibi malları dışarıdan almak zorundaydı. Sowada, Mısır'ın MÖ 2600 civarında elde ettiği gümüşün bir bölümünün, kimyasal izlerden yola çıkılarak bugünkü Atina'nın doğusundaki Lavrion madenlerine kadar izlendiğini hatırlatıyor. Bu, Ege ile Mısır arasında doğrudan ya da aracılar üzerinden işleyen bir bağlantıya işaret ediyor.

Uzmanlara göre Mısır gemilerinin bu rotada bizzat sefer yapmış olması pek olası değil; ama benzer tekneler aynı yolu kullanmış olabilir. Kekova batığı, bu ağın kıyı boyunca, liman liman işleyen bir parçasına ilk kez sualtından doğrudan tanıklık ediyor. Bu da onu yalnızca "en eski" olmasıyla değil, piramitler çağında Doğu Akdeniz'de mal ve insanların nasıl hareket ettiğine dair somut bir örnek sunmasıyla önemli kılıyor.

Aynı kıyıdaki ünlü komşular: Uluburun ve Gelidonya

Teke Yarımadası kıyıları, sualtı arkeolojisinin doğduğu yerlerden biri. Kekova'nın yaklaşık 51 kilometre doğusundaki Gelidonya Burnu açıklarında, yaklaşık 27 metre derinlikte yatan ve MÖ 1200 civarına tarihlenen batık, 1960'ta George Bass ve ekibi tarafından kazıldı. Bu çalışma, bir batığın deniz tabanında bütünüyle, arkeolojik yöntemlerle kazıldığı ilk proje olarak kabul ediliyor. Gemi bakır ve kalay külçeleri ile hurda bronz taşıyordu.

Kekova'nın yalnızca 14 kilometre kadar batısındaki Uluburun batığı ise dünyanın en zengin Tunç Çağı batıklarından biri. 1982'de Yalıkavaklı süngerci Mehmet Çakır tarafından fark edilen batık, 1984–1994 arasında Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü (INA) tarafından, önce Bass, ardından Cemal Pulak yönetiminde, 22 binden fazla dalışla kazıldı. Gemideki ahşabın yıllık halkaları ve radyokarbon ölçümleri, geminin MÖ 1320–1305 civarında battığını gösteriyor. Yaklaşık 10 ton bakır külçe ve 1 ton kalay, tunç yapımı için gereken oranı neredeyse birebir karşılıyordu. Uluburun'un buluntuları bugün Bodrum Kalesi'ndeki Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Kekova batığı, bu iki ünlü komşusundan bin yıldan uzun süre önce batmış.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde Uluburun gemisinin, ambarında bakır külçeler ve büyük küpler bulunan kesit canlandırması
Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'ndeki Uluburun gemisi canlandırması. Kaş açıklarında batan bu Geç Tunç Çağı gemisi, ambarındaki bakır külçeler ve küplerle Kekova batığından yaklaşık 1.200 yıl sonraki deniz ticaretini anlatıyor. Fotoğraf: Dosseman / Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0

Önceki rekor sahibi Dokos batığı ise Yunanistan'da, Hidra Adası yakınındaki küçük Dokos Adası açıklarında, 15–30 metre derinlikte yatıyor. 1975'te Amerikalı arkeolog Peter Throckmorton tarafından fark edilen ve 1989–1992 arasında Yunan Deniz Arkeolojisi Enstitüsü (HIMA) tarafından kazılan batıkta da gövde korunmamış; yüzlerce kap, öğütme taşı ve taş çapa ele geçmişti. HIMA, buluntuları yaklaşık MÖ 2200'e tarihliyor. Kekova bölgesi ise sualtı mirasına zaten yabancı değil: Adanın kuzey kıyısında, MS 2. yüzyıldaki bir depremle kısmen sulara gömülen antik Dolkisthe kentinin kalıntıları görülüyor. Karşı kıyıdaki Kaleköy, Likya kenti Simena'nın üzerinde kurulu. Bölge 1990'dan beri Özel Çevre Koruma Bölgesi; batık kentin bulunduğu kesimde dalış yasak.

Sırada ne var?

Kazı sürüyor. Ön rapor, kumlu ve kayalık zeminde, özellikle daha derin kesimlerde geminin başka kalıntılarının da bulunabileceğini öngörüyor. Küplerin içindeki kalıntıların kimyasal analizleri, geminin ne taşıdığını netleştirecek; kil analizlerinin genişletilmesi kapların hangi atölyelerden geldiğini daha kesin gösterecek. Sowada, bulguların bütünlüklü bir değerlendirmesinin henüz hakemli bir dergide yayımlanmadığını, kökenle ilgili araştırmanın "emekleme döneminde" olduğunu vurguluyor. Şimdiye kadar hakemli dergide çıkan tek çalışma, Temmuz 2026'daki ön rapor. Bu nedenle "dünyanın en eski batığı" unvanı, yeni tarihleme verileri geldikçe ince ayardan geçebilir.

Buluntuların bir kısmının, İstanbul Haydarpaşa'da yapımı tamamlanan "Dört Deniz Bir Müze"de önümüzdeki aylarda sergilenmesi planlanıyor. Bir bölümü de inşaatı bitmek üzere olan Kemer'deki Akdeniz Sualtı Arkeolojisi Müzesi'nde ziyaretçilerle buluşacak. Öniz, keşfin dünya basınında geniş yankı uyandırdığını ve Türkiye'nin sualtı arkeolojisinde öncü ülkeler arasında yer aldığını vurguluyor. Gelidonya'dan Uluburun'a uzanan bu köklü geleneğe şimdi, bin yıldan uzun süre daha eskiye uzanan yeni bir halka eklendi.

Kaynaklar: Öniz H., Öztosun C., "Preliminary Report on the Early Bronze Age Shipwreck in the Kekova Region of Antalya", Journal of Maritime Archaeology 21, makale 41, doi:10.1007/s11457-026-09532-3 (24 Temmuz 2026); Guinness World Records, "Oldest shipwreck" kaydı; Anadolu Ajansı (14 Ekim ve 4 Kasım 2026); Akdeniz Üniversitesi duyurusu (15 Ekim 2026); Sowada K., The Conversation, ScienceDaily yeniden yayını (26 Ekim 2026); ABC News (15 Ekim 2026); Al Jazeera (14 Ekim 2026); Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü (INA) ve Yunan Deniz Arkeolojisi Enstitüsü (HIMA) kaynakları (Uluburun, Gelidonya, Dokos). Kapak fotoğrafı: Simena Kalesi'nden Kaleköy ve Kekova Adası'na bakış. Fotoğraf: Bjørn Christian Tørrissen / Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0.

Paylaş

Benzer Haberler

Tüm haberler
Kültür

En İyi Bilim Belgeselleri

Bilim meraklıları için belgesel önerileri: Cosmos, Through the Wormhole, How the Universe Works ve Stephen Hawking's Universe neden izlenmel…

MakaleArşiv
Astronomi

Evren

Evren ve yapısı hakkında merak ettiğiniz herşeyi bulabileceğiniz bir makale. Evrenin yaşı ve çapı gibi evren hakkında bir çok bilgiyi sizin…

MakaleArşiv
Astronomi

Güneş Sistemi

Güneş sistemi'nin yapısı ve özellikleri hakkında ayrıntılı bir makale hazırladık. Güneş sisteminde bulunana gezegenler, gök taşları ve diğer…

MakaleArşiv